Minimini Design nasıl doğdu?

IMG_4379

10marifet.com sayfası için yazdığım yazım:

Yaratıcı Yanım Neredesin?

Yaratıcı ve üretken yanlarımızı ne zaman kaybettik? Birşeyler üretmeye dair umudumuzu nerede düşürdük? Ne zaman bu kadar korkmaya başladık? Yeteneklerimizi nasıl bu kadar unutabildik?

Boyaların renkli dünyasıyla tanıştığımda hepimiz gibi ben de çocuktum. Daha okula başlamadan onlarca resim defteri bitirirdim. En sevdiğim taburemin üstüne çıkar, aklımdan ve kalbimden geçen herşeyi korkusuzca resmederdim. O zamanlar “birinin benim yaptığım çizimleri beğenmesinin” benim için önemli olduğunu sanmıyorum. Endişesizce çizer boyardım. Büyürken bişeyler değişti. Değişiyor.

Bazen kendi korkularımız, bazen de çevremizin bize yönelttiği korkular -aslında kendi korkuları- sebebiyle birşey üremetez hale geliyoruz. Bir yetişkin olarak hayatımız çokça “ben yapamam”, “beceremem”, “ya yeterince güzel/iyi/harika olmazsa”, “bu yaştan sonra nasıl yaparım ki”, “bu bir iş bile sayılmaz, nasıl geçinirim”, “kimse beğenmez” vb. onlarca kalıp cümle tarafından kuşatılıyor ve böylece yaratıcı yanımızı öldürüyoruz. Bunun suçlusunu da çoğu zaman dışarıda arıyoruz. Halbuki en büyük düşmanımız yine kendimiziz. Self sabotaj diyorlar buna. Kendi yoluna taş koyma! Tanıdık geldi mi?

Ben de bu yoldan geçtim. Acı içinde yürüdüm. Yeteneklerimi unuttuğum yıllarım oldu. Tek iyi bildiğim şeyi yapıyordum. Bir firmada çalışmak. Belirli sorumlulukları yerine getiriyordum. Halbuki hayatımın çok büyük bir kısmını kaplayan çalışma saatlerinde gerçekten kalbimin sevgiyle titreşmediğini farketmeye başladım. Eşimin ve ailemin de desteğiyle bi adım attım, istifa ettim. Beni mutlu edecek şeyi bulmaya niyet ettim. Kendi kendime kaldığım ve kalbimi dinlediğim anlarda hep çocukluğuma ve o tabure ve renkli kalemlerime döndüğümü gördüm. Günler, haftalar aldı bu süreç. Ben gerçekten ne yapmak istiyordum? Benim neye yeteneğim vardı? Tek bildiğim, ellerimle birşeyler üretmek istediğimdi.

Geçen yaz boyunca birçok şey denedim. Ahşap boyadım, suluboyalarla resimler yaptım, ipler ve kumaşlarla haşır neşir oldum. Uygun fiyatlı bi dikiş makinası aldım ve bez bebekler dikmeye başladım. Örgü ipleri ile amigurumi denedim. En çok da taş boyadım. Çizdim, boyadım. Beğenmedim, yeniden denedim. İnternetten örnekler aradım. Bu süre içerisinde 10marifet.com gibi şahane websiteleri bana çok yardımcı oldu. Bol bol araştırdım ve sadece denedim. Bir tanesine kilitlenmeden, yapıp yapamadığımı çok sorgulamadan, bazen eğlenerek bazen sıkılarak birşeyler yaptım. Ellerimi kullanarak birşeyler üretmenin tadını tattım. Etrafımdakiler sordu hep “Neler yapıyorsun?” diye. İnanın çoğu zaman “Bilmiyorum, henüz karar vermedim” dedim. Yetişkinlerin dünyasında bu belirsizlik hissi pek hoş karşılanmıyor. Ne de olsa belirsizlik korku demek, ne yapacağını hangi yöne gideceğini bilememek demek! Ama bi dakika! Belki de öyle değildir. Belki de belirsizlik yeni fırsatlar demektir, yeni oluşumlardır. Belki de yeninin gelmesi için sabır gerekiyordur. Ne yapacağıma karar veremediğim anlarda bunu hatırlamaya çalıştım hep.

Tüm bu hobi denemelerim bir gün birleşti ve “Minimini Design” ismiyle vücut buldu. Önce yakın çevremden çok güzel tepkiler almaya başladım. Sonra giderek o güzel enerji ve iyi niyetler birleşmeye ve büyümeye başladı. Şimdi en çok taş boyuyorum. Ve bununla birlikte yapmak istediğim onlarca başka şey ve yeni yeni hayallerim var.

Çok şükür içimdeki üretken, yaratıcı, becerikli kadını ve neşeli küçük kız çocuğunu yeniden buldum. Şimdi onlara sıkı sıkı sarılıyorum ve kimsenin yeniden korkutmasına izin vermiyorum. :)Bir kısmını Minimini Design Atölyesi’ne çevirdiğim evimin salonunda aşkla, sevgiyle ve neşeyle içimden ne üretmek geliyorsa ona odaklanıyorum.

Artık biliyorum ki yapabileceğim -en azından deneyebileceğim- çok şey var. Sizin de öyle! Bu benim hikayem. Sizinkini de siz yazacaksınız. Nacizane bir kaç tavsiyem olacak;

  • Belki içinizde sizi durduran bi yanınız olabilir. Korkularınız gerçekten gerçek korkular mı? Yoksa size öğretilen şeyler mi? Bunu bi düşün.
  • Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Sosyal medyada gördüğünüz, harika şeyler üreten ve binlerce takipçisi olan insanlar sizin hevesinizi kırmasın. Aksine onların da sıfırdan başladığını unutmayın. Vazgeçmektense ilham almayı deneyin.
  • Yaptığınız/yapmaya başladığınız şeyin yeterince iyi olmadığını mı düşünüyorsunuz? Olsun. Bırakın olduğu haliyle kalsın. Hiç bir iş yok ki uzun süre, emek ve sevgi vererek yapasınız ve mükemmeleşmesin! Sabır o işte sizi ustalaştıracaktır. 
  • En çok tutan, en çok sevilen, en çok beğenilen şeyi yapmayın. Sadece ama sadece sevdiğiniz şeyi yapın! Bu kibritten çöp adam bile olabilir.  🙂

Üretmeye ve paylaşmaya devam etmek niyetiyle…

Not: Çocukluğumdaki en sevdiğim taburemi annemlerin tavan arasında buldum ve atölyemin baş köşesine koydum. 🙂

Sevgiler

Seval Yılmaz / Minimini Design

https://www.instagram.com/miniminidesign/

IMG_4765 IMG_4913 IMG_4604

1

Sevdiysen, paylaş!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir